İFAM

İki asırdır İslam coğrafyasında âlim ve mütefekkirler nezdinde en fazla heyecan uyandıran konu, “Nasıl olmalıyız?” sorusudur. Müstağrib bu soruyu medenî birikimimiz ve tarihi tecrübemizin reddedilmesi için bir fırsat telakki ederken, müstakim mümin ise tekrar İslamî bünyeye dönebilmenin vasıtası olarak görür. Mezkûr soruya cevap sadedinde, farklı usuller üzerine ibtinâ eden pek çok hareket ortaya çıkmıştır. Sahih İslamî tasavvurla farklı şekillerde irtibatı olan ve tarihi süreç içerisinde kısmi değişikliklerle sürekli var olan bu hareketleri “redd-i kadim”, “gelenekçilik/taklitçilik” ve “keşf-i kadim” olarak tasnif edebiliriz.

Bu yıl ilk mezunlarını veren İFAM, ulu hocaların “muhalled eserleri” üzerinde beş yıl süreyle “keşf-i kadim”in yapıldığı bir ilim ve fikir okuludur. İFAM’ın var oluş nedeni, modern zamanda Allah Resulü (sallâllahu aleyhi ve sellem)’in ve büyük ruhlu alimlerin yolunda yürüyen, ferdî ve ictimâî var oluşu ya da toplumsal mutabakat zeminini onların mirasında arayan ilim, fikir ve dava adamları yetiştirmektir.

İFAM, “sıra kitapları” yanında Fethu’l-Barî, Hidâye, Mir’at, Beydâvî gibi üst düzey kitapları da okutarak Kur’an ve Sünnet’in muasır sorunlara hangi esaslar ve pratikler çerçevesinde çözüm üretebileceğini gösterir.

İFAM, “icmayı hüccet, ihtilafı ise rahmet” kabul eder. Fakat Ehl-i Sünnet’i akidede, tefekkürde ve amelde İslam’ın kendisi olarak görür.

İFAM, programında yer alan her bir kitabı doğrudan ya da dolaylı olarak İslam’ın hayatı tayin etme vasıtası olarak görür ve bu çerçevede yorumlar.

İFAM; İslam’ı, Keşmirî ve Kevserî’de ilim, Nedvî ve Necip Fazıl’da fikir, Ali Haydar Efendi’de zühd, II. Abdulhamid’te feraset, İmam Şamil’de cihad, Hasan el Benna’da aksiyon olarak gören yeni medrese, yeni SÜLEYMANİYE’dir.